20 Haziran 2021 Pazar

Toksik Pozitiflik

Mükemmellik bence “kusurlu” olmaktır; kusur diye bir şey olmadığının bilincinde olmak, kendini olduğu gibi sevmek ve tüm farklılıklarıyla kabul etmek, olduğundan farklı biri olmaya çalışmamak, en sade ve en doğal haliyle kendine, başkasına ve doğaya zarar vermeden yaşamak… Bu açıdan bakınca çoğumuz mükemmeliz veya o yolda ilerliyoruz.

Bazen niyetimiz iyi olsa da başkalarına farkında olmadan zarar veriyoruz, benim çok sık maruz kaldığım bir durum. Normalde her zaman çözüm ve gelişmeye odaklı, öğrenmeye ve eleştiriye açık bir insanım, gerçekçiyim, çok kazık yediğim için de umutlarım ve hayallerim yere basan türden. Çok güçlü olduğumu bilsem de ve herkes beni böyle bilse de, kendimi moralsiz hissettiğim anlar oluyor ve çok güçlü olmak zorundaymışım gibi “-meli, -malı” içeren cümlelere maruz kalıyorum. Mesela “Kesin olmayacak.” diyorum, “Öyle dememelisin, olumlu düşün, olumlu cümleler kur, öyle olsun.” gibi toksik pozitifliğe maruz kalıyorum ve bunu diyen kişi iyi niyetli olsa da bana kendimi çok kötü hissettiriyor. İnanın her şey benim ağzımdan çıkan her sözcüğe bağlı olsaydı dünyada sınırlar bile olmazdı. Birbirimizi rahat bırakmayı, üzülme hakkımıza dahil saygı duymayı, karşımızdakinin tecrübelerine güvenmeyi hala öğrenebilmiş değiliz. Toksik pozitiflik iyi bir şey değil, herkes her zaman mutlu olmak ve iyi hissetmek zorunda değil, üzüntüden veya hayal kırıklığı gibi olumsuz duygulardan da alınacak dersler var ve siz buna engel oluyorsunuz.

Herkesin hayatında dönemleri var, her anımız birbiriyle aynı değil, tabii ki de amacımız dengede kalmak; ama hayatın güzel taraflarından da biri bu, her an sürprizlerle dolu ve sonsuz olasılıklara gebe. Bu sebeple bence en önemlisi düşüncelerimizin, dengede kalıp kalmadığımızın, etrafta maruz kaldığımız uyarıcıların, bize öğretilenlerin ve gösterilenlerin doğru ve gerçek olup olmadığını sorgulayabildiğimiz bir farkındalık oluşturabilmek. Örneğin beden ve güzellik algısı. Kimse bir kalıba girmek zorunda değil, herkes nasıl mutlu ve rahatsa öyle olmak ve görünmek zorunda. Ama bunu unutup sürekli dayatılan standartlara erişmeye, kalıplara girmeye, gözümüze sokulan ürünleri kullanmaya, o kiloya ulaşmaya, sürekli olduğumuz halimizle mutsuz olarak yaşadığımızın farkında olmadan mutluluğu erteleyerek yaşıyoruz.

Saçlarımdaki beyazlarımı, yüzümdeki kırışıklıklarımı, ameliyat izlerimi, sivilcelerimi, lekelerimi, selülitlerimi, kilomu, altın oransız yüzümü, hayal kırıklığına uğrayınca ve sinirlenince çatallaşan sesimi, her şeyimi sevgiyle kabul ediyorum ve hiçbirini sorun etmiyorum. O yüzden saçımı boyatmıyorum, oje sürmüyorum, makyaj yapmıyorum, botoks ve estetikten uzak duruyorum; yapanlara da sonsuz saygım var ve kimseyi dinlemeden nasıl mutlu olacaklarsa hayatlarını o şekilde yaşamalarını destekliyorum. Önemli olan bir beden ve güzellik ideali peşinde onca anımızı kendimize zehir etmeden ve bize dayatılanların farkında olarak yaşayabilmek.

Durum modada da aynı şekilde, sürekli bir alışveriş çılgınlığı dayatılıyor ve çoğu zaman bunun da farkında olmadan yaşıyoruz. Uzun zamandır giysi alışverişi yapmıyorum. Dolabımda olup da kullanmadığım bütün giysileri ihtiyaç sahipleriyle paylaştım. Makyaj yapmadığımdan, oje sürmediğimden, saçımı boyamadığımdan, herhangi bir estetik yaptırmadığımdan kozmetik alışverişim de yok. Dolabımda çok az kıyafetim kaldı. Sürekli aynı şeyleri giyiyorum ve bu beni hiç rahatsız etmiyor. Şu anda giyeceğim şeyler olduğu için sırf yeni ve farklı diye alışveriş yapmama gerek yok. Ama eğer giysi alacak olursam da sade, hatta tek renk, tamamen ihtiyacıma yönelik, rahat ve doğaya zarar vermeyen vegan bir ürün olacak. Yaptığım tek alışveriş kitap, pazar, market, kedi ürünleri alışverişi; bunlar da benim temel ihtiyaçlarım zaten. Kitap bağımlısı olduğumdan oraya çok para gidiyor, evlenirken çeyizi kitap olanlardanım. Alışveriş yapmamak için direniyorum bunca uyarıcı, mesaj, görsel varken. İhtiyacım olmayana sahip olmaktansa, ihtiyacı olanla paylaşmak beni alışveriş yapmaktan daha çok tatmin ediyor ve daha doğru geliyor. Kitap hariç, kitaplarımı paylaşmayı sevmiyorum.

Nasıl yaşamalıyız diye bir kalıp dayatmaktansa, kendimin nasıl yaşadığıyla ilgili düşüncelerimi paylaşıp sizi toksik pozitifliğe maruz bırakmak istemedim. Çünkü kimse kimsenin hayatına karışmamalı. Benim hayattaki amacım kimsenin hakkını yemediğimden emin ola ola, temizce ve vicdanım rahat ilerlemek, kimseyi mağdur etmemek, kendime, başkalarına ve doğaya zarar vermeden sessizce hayatımı tamamlamak. Sessizce; çünkü net, sade, dürüst, olduğu gibi görünen biri fazla gürültü çıkarmayı istemez; herkesten aynı dürüstlüğü, netliği bekler. Ama hayat beklentinin de ne kadar yıpratıcı olduğunu üzerek öğretiyor. O yüzden değiştirebileceğiniz tek kişi kendinizsiniz, başkalarıyla uğraşmaktansa kendinizle uğraşmak, bakış açınızı değiştirmek, zorla öğretilen bütün kalıpları unutmak herkes için daha iyi.

6 Haziran 2021 Pazar

Mezarlık Sohbetleri

Gelecek güzel günleri düşlediğim geçmiş bir zamanda, aslında şimdide, şimdiki geçmiş zamanda, şimdi mi geçmişti zaman?

Herkes ne zaman ölmüştü, ne zaman kaybolmuştuk, ne zaman yeniden doğup kendini bulmuştu insanlar?

Peki bu hissettiğim duyguyu nasıl açıklayabilirim, neye dayanarak, neyi kanıt sunarak?

Daha mezarlığa adımımı atar atmaz bütün vücudumu kaplayan bir his, tarifsiz bir his, hüzün gibi, özlem gibi, yolunu bulmak gibi, sitem gibi, sanki daha çok kavuşma gibi.

Mezarlıkta onca kişi yatıyor, ananem, dedem, Mükoş, çocukken dayım sandığım ve dayı diye hitap ettiğim Erol Amca’m, annemin ataları… Herkes orda.

Sanki nerde kaldın der gibi, seni çok özledik der gibi, nihayet kavuştuk der gibi, nasıl bütün duygular bir anda tüm bedenimi sarıp sanki elimle tutabileceğim kadar gerçek bir hale büründü saniyeler içinde?

Ah Mükoşum, koronadan dolayı cenazene gelemedim, seni en son gördüğümde karşılıklı sohbet ediyorduk, mezarlıkta mı olacaktı bir sonraki buluşmamız?

Erol dayı, çocukluğumun hangi zamanındasın şimdi?

Dede, “Dede deme bana.”, “Dede, dedeeee!”. Şipşak makinan kitaplığımda duruyor, arada bir dokunuyorum ona belki bana bir şeyler anlatırsın diye, toprağın altındaki sessizliğin gibi çok sessiz o da, hiçbir şey anlatmıyor, bir ara kızsan ona, bana anılarınızı anlatsa olmaz mı?

Ananemmm, ananemmm, bir kelime bir insanı ancak bu kadar mutlu eder ve içini huzurla doldurur, bak gözlerimi bile doldurdu görüyor musun? Ananemmmm, meleğim benim. Sana kitaplar dolusu yazılar yazsam az gelir, o kadar çok özledim seni. Arada bir annemi ve teyzelerimi rüyalarında ziyaret edip kızar mısın onlara? Bir de beni çok ihmal ediyorsun, rüyamda bir kere sarılsan yeter, söz sarılınca hemen bırakıcam, tamam, tamam kabul, belki hemen bırakmam…

Mezarlarınızı sulayıp yıkamak istemiyordum ki ben hiç. Neden böyle oldu? Hiç doyamadım ki size. Nasıl doyulur onu da bilmiyorum sevgiye; ama bu mezar sulama işi hiç olmadı. İnsan sevdiğine kıyamıyorken, cansız bedeni üzerindeki toprağı sulamak çok kalp kırıcı, anılarımızın devamı böyle olmamalıydı.

Mezarlıkta insana huzur veren bir şey var, yoksa ağaçların arasından süzülen güneş ışığının verdiği umut mu o? Eh baksana, bir yerde ölüler var, bir yerde yemyeşil ağaçlarla hayat veren toprak. Amma da zıtlıklarla çevriliyiz. Mezarınızı sularken ağlamaya başlayıp, sonra komik anılarla gülmeye başlamam gibi. Zıtlıklar, farklılıklar çok güzel de, ayrılıklar öyle değil. Erken ayrıldınız, kabul edin.

Ananemmmm inatçı kızını, annemi bıraktım evine. Annem seni eleştirdiği ne varsa hepsini tek tek yapıyor, ben senin yerinde olsam onun rüyasına girip ona kahkahalarla gülerdim. Sen gülmekle de kalmazdın, hiçbir şeyin öneminin olmadığını, onu ne kadar çok sevdiğini, tek istediğinin kızlarının çok mutlu olması olduğunu söylerdin. Merak etme anane, emanetin olarak ben gerekli uyarıları yapıyorum ve tahmin edeceğin gibi herkes kendi bildiğini okuyor.

Kapın istediğin gibi hep açık kalacak bir süre. Hünnap ağacının altında ne sohbetler edilecek, bahçende ne güzel çiçekler açacak yine… Ben döndüm; ama aklım ve kalbim orda kaldı, ilk defa dönmek istemedim, evinde daha çok kalmak istedim, köyünde uzun uzun yaşamak istedim, yetmedi, neden bu sefer böyle oldu? Seni çok özlediğimden mi? Bir de eskisi gibi değil hiçbir şey, iyi ki görmediniz aslında, biliyorum, kahrolurdunuz. Bir tek ben değilim eskiye özlem duyan, gerçi biliyorsunuzdur, biliyor musunuz?