Sen kimsin? Sen kim olduğunu zannediyorsun? Cidden, kimsin sen?
Peki sen benim kim olduğumu biliyor musun? Senin bunu bilmen hiç
önemli değil aslında, bu sorunun cevabını benim bilip bilmediğim önemli olan.
Ben kimim? Gerçekten, kimim ben?
Bu soruyu kendinize sorduğunuzda vereceğiniz cevaplar üzerinizde
düşündünüz mü? Bizi neler tanımlıyor, kendimizi nasıl tanımlıyoruz, kendimizi
kim olarak görüyoruz, kim olmak istiyoruz?
Kendi cevaplarımıza odaklanmak yerine başkalarının bizle ilgili tanımlarına
daha çok önem veriyoruz. Acaba benimle ilgili ne düşünüyor, beni nasıl görüyor,
beni seviyor mu, beni önemsiyor mu? Halbuki kendimizi nasıl gördüğümüz,
kendimizi sevmemiz, kendimize saygı duymamız karşımızdakinin cevabından daha
önemli.
Zygmunt Bauman’ın “Kimlik” kitabındaki şu cümle size kendinizle
ilgili neler düşündürüyor? “Kimlikler havada salınıp durur; bazılarını kişi
kendisi seçerken diğerleri etraftakiler tarafından şişirilip fırlatılır.” O
zaman benim ne kadarım kendim, ne kadarım diğerlerinin bana fırlattığı
etiketler? Benim kim olduğuma dair herkes aynı cevabı veriyor mu, yoksa her
insan bana dair farklı bir kimlik özelliğimi mi biliyor? Beni tam anlamıyla
tanıyan biri var mı? Ben kendimi tam anlamıyla tanıyor muyum?
Kim olduğumuza dair sorduğumuz sorulara verilecek kesin cevaplar
var mı? Ben Fundayım, ben sosyoloğum, ben kadınım… Yarın meslek, isim, cinsiyet
değiştirmeye karar verir miyim? Kendimle, seninle, hayatla ilgili nelere kesin
gözüyle bakmalıyım?
Kendimizi ve başkalarını Sezen Aksu şarkısındaki gibi kategorize
etme, yaftayı yapıştırıp hemen isim koyma derdindeyken neleri gözden
kaçırıyoruz?
“Ben oldum.” diyebilen var mı, bunu kendi kendinize söylediğinizde
kendinize inanıyor musunuz? Yoksa bu oluş biz yaşadıkça hiç bitmeyecek bir
süreç mi? Bauman’ın dediği gibi “kimliğin statüsündeki ebedi tamamlanmamışlık
ve istikrarsızlık gerçeği” bize kimliğimizle ilgili veya önyargılarımızla
ilgili nasıl ipuçları veriyor? Her şey bu kadar değişken ve akışkanken, biz her
an değişirken, karşımızdakinin değişebilme ihtimali konusunda yeteri kadar
esnek miyiz, yoksa katı mıyız? Bir “hata” yapan birisini affetmemek için, onun
değişebilme ihtimalini göz ardı edecek kadar yargılarımızın bağımlısı mıyız?
Bir insan yedisinde neyse yetmişinde de o mudur hakikaten?
Kendimizi ve başkalarını kısıtlayarak, hem kendimizi hem de
başkalarını farklılıkların besleyiciliğinden, çok seslilikten, çoğulculuktan,
farklılığın getirdiği yaratıcılıktan mahrum etmeyi hiç bırakacak mıyız?
Bernard Lahire’nin “Sosyoloji ve Sözde Mazeret Toplumu” kitabında
dediği gibi “Biçimlendirmeye katkıda bulunduğumuz bu dünya
tarafından biçimlendirilmiş olan bizler hiçbir şekilde bu dünyadan kaçamayız;
ister marjinal olsun ister konformist, ister tahakküm eden olsun ister tahakküm
edilen, hepimiz bu dünyanın bizden yarattıklarıyla ve içinde bulunduğumuz
durumlara göre bu dünyada yapabileceklerimizle bir şeyler yaparız.”. Lahire
kitabında şöyle devam ediyor: “Her birey, onu oluşturan deneyimler aracılığıyla
diğerlerinden ayrıldığı ölçüde eşsizdir. Dolayısıyla katıldığı grup ve
kurumlardan, parçası olduğu etkileşim türlerinden ayrılamaz.” Az önceki soruyu
tekrarlayalım, ne kadarın kendinsin?
Lahire kitabında “Her birey, tüm
belirleyicilerinin bilincinde olamayacak kadar multi-sosyal ve çok belirleyenlidir.
Bu nedenle toplumsal bir determinizm fikrine karşı konulması normaldir. Çünkü
birey, çeşitli yatkınlıkların taşıyıcısıdır ve içinde bulunduğu toplumsal
durumlara göre üzerinde çeşitli güçler uygulanır; birey de zaman zaman bir
davranış özgürlüğü hissine sahip olabilir. Ancak özgürlük hissi, bireylerin ne
yapacaklarını ve nasıl yapacaklarını belirleyen şeylerin bilincinde oldukları
olgusundan ziyade, bütün olarak eylemleriyle kuşatılmış oldukları, arzularına,
kısa vadedeki hedeflerine ya da uzun vadeli projelerine kapılmış halde ne
yapıyorlarsa o oldukları olgusundan kaynaklanır.” diyor. Son kez soralım, ne
kadarın kendinsin?
Sen kimsin? Ben kimim? Sen toplumun
üretip yarattığı bir şey misin? Sen kendi kendinin ürünü müsün? Gerçekten kim olduğuna
karar verecek kadar özgür müsün? Kim olduğuna dair bir fikrin var mı?
Peki ya ben öyle mi? Ben? Ben kimim?
Ben benim. Her zaman da ben olacağım. İçinde geçmişi, şimdiyi,
geleceği, ihtimalleri, seni, toplumu, dünyayı her şeyi içine alan çok kalabalık
bir ben…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder