27 Şubat 2021 Cumartesi

Kanguru

Ben bir kanguruyum.

Tıpkı diğer kangurular gibi fiziksel olarak geriye doğru zıplayamam, yaradılışım bu benim, hep önüme bakmak zorundayım. 

Önümde de kocaman bir cebim var, dolu; ama siz içindekileri ben göstermeden göremezsiniz; çünkü onlar benim düşüncelerim. 

İsterseniz bir kısmını size gösterebilirim:

Bir gün herkes başkalarını düşünmeyi bırakıp kendine dönse ve hem kendindeki değişimleri hem de başkalarının değişimlerini görse ve bunu görmenin sonucunda iyice motive olup, güçlenip daha da gelişse acaba neler olurdu? 

Bunu hiç düşündünüz mü; yani düşünmemeyi?

Gerçi siz insansınız, düşünme kapasiteniz benimkine göre oldukça geniş; yani sizin yerinizde olmak istemezdim.

Hep bir şeylere tutunup kalıyorsunuz, hep düşünüyorsunuz, yaşamı hep kaçırıyorsunuz. 

Neden geçmişinize bu kadar bağlı olduğunuzu anlayamıyorum; gözleriniz, düşünceleriniz hep arkada; ama size bir haberim var: 

Hayat önünüzde, hayat şu anda!

Beni örnek alın mesela kendinize. 

Fiziksel olarak bile geriye gidemeyen bir canlıyım ben, düşüncelerim de öyle. 

Aslına bakarsanız ileriyi de pek düşünmem. 

Sizin ”an’ı yaşamak” dediğiniz şey var ya, onu yaparım ben de. 

Demem ama yaparım; yani sizin aksinize, siz dersiniz; ama yapmazsınız. 

Bir tek bu değil ki, hayatın her alanında böylesiniz siz. 

Erteliyorsunuz. Sonra da ”Keşke…” diyorsunuz; kendinizi avutmak için de ‘kader’e tutunuyorsunuz.

Kader sizsiniz, sizin seçimleriniz, seçimleriniz sonunda yaşadığınız sizin kader dediğiniz şey, belki de yaşayamadıklarınız. 

Hep bahaneleriniz var, yaratıcılığınızı bahaneler üzerine değil de gelişiminiz üzerine kullansanız kim olurdunuz düşünsenize bir kere.

Atın kafanızdaki hayata, diğerlerine ve kendinize karşı sınırları. 

Biraz cesur olmanın kime ne zararı olabilir ki?

Bir kez de olsun erteleyin; ama ertelemeyi erteleyin.

Ama durun, sizin bir başka probleminiz daha var: 

Bunu yaparsam başkaları ne der kaygısı. 

Peki bunu yapmazsanız ilerde kendinize diyeceklerinizi düşündünüz mü? 

KEŞKE! 

Hem düşünsenize bir, onlar da sizin gibi düşünüp neleri erteliyorlar kim bilir, belki sizi görüp cesaret kazanır onlar da. 

Cesaret kazansınlar ya da kazanmasınlar önemli değil, siz bunu kendiniz için yapacaksınız; ama ille de bunun için kaygılanıyorsanız gülüp geçmekten daha iyi bir yol öneremem size. 

Kendinize gülün, başkalarının sizin için dediklerine gülün, hayata gülün.

Ah hele kafanıza koyduğunuz sınırlar…

Amaçlarınız bile sınır…

Düşünceleriniz sınır…

Kavramlarınız sınır…

Neden illa ki bir kalıba sokma gereği duyarsınız ki?

Kafanızı düşüncelerle, yargılarla, kalıp ve sınırlarla meşgul etmeseniz göreceksiniz ki siz olduğunuzdan daha fazlasısınız. 

Zihninizi, kalbinizi, ruhunuzu bir kere bile olsa özgür bırakmayı deneyin.

Kendinizi serbest bırakın.

Başkalarını da serbest bırakın. Doğayı, hayvanları, dünyayı serbest bırakın.

En derininizdekini, arayıp da bulamadığınızı, gerçekten olduğunuz şeyi açığa çıkarın ki hep beraber dünyayı hak ettiği ve hak ettiğimiz hale beraberce getirelim.

20 Şubat 2021 Cumartesi

Soru İşareti

Soru işaretleri, bilinmeyenin dayanılmazlığı, soru işaretlerini takip etmek, soru işaretlerinin beni takip etmesi, karşılıklı bir kovalamaca, hayat ve sen…

Benim hayatımdaki en büyük soru işaretim sendin.

Ömrüm seni aramakla geçti.

Bulamadığım her an daha da merak ettim seni.

Neye benziyordun?

Seni bulunca ben neler hissedecektim?

Ben seni bulabilecek miydim?

Yoksa seni aramam gereksiz miydi?

Çünkü sen zaten bende miydin?

 

Ve bir gün, gözlerimin içindeki parıltıyı fark ettim,

Dayanılmaz bir ışıktı bu.

Bu ışığı her hücremde hissettim,

Benim olan her şeyde,

Sahip olduğum ve olmadığım her yerde.

Bu ışığın kaynağı sendin.

Bu ışık sendin.

Sen bu ışıktan fazlasıydın; çünkü ben olduğumu sandığım şeyin fazlasıydım.

 

Aslında ben kendimi arıyordum.

Her kendimi aradığımda seni buluyordum.

Seni buldukça gözlerimdeki ışık büyüyordu, kalbim ve ruhum da.

Ben sen oldukça soru işaretleri cazibesini kaybediyordu.

 

Bu sevgiydi, bu sonsuzluktu,

Bu bizdik, biz sonsuz sevgiydik.

 

Biz o soru işaretleriydik, cevap da yine bizdik.

13 Şubat 2021 Cumartesi

Menevişlenmiş Deniz

Hayat bizden bir şeyler götürdü deriz hep, oysa karakterimiz değişir sadece. Hayat bizden bir şeyler götürmez; aksine bize bir şeyler katar, kaybettiğimiz sandıklarımız da hep kazancımız olur, sonradan anlarız; tıpkı olsun diye onca uğraştığımız şeyin olmamasından duyduğumuz üzüntünün yerini sevince bırakması gibi, olmaması daha iyi olmuştur çünkü. Hayat bu, bir kapıyı kapatır, diğerini açar; sonradan görürüz o kapının kapanmasının bizim için daha iyi bir kapı açılmasından olduğunu.

Aslında kapıları kapayan da açan da bizleriz; ama bunun farkında değiliz. Gözlerimizi açıp etrafımızdaki fırsatlara bakmak varken, eskiye takılıp, sınırlarımızla kapatırız yeni şansları. Bunları kaçırdığımızı da fark edip bunlar için pişman oluruz bir de.

Hayatımız, pişmanlıklarımızın toplamı olur. Her seferinde ”Tamam, bu sefer farklı olacak, bu sefer gerçekten değiştim.”, deriz; ne yazık ki değişen bir şey yoktur.

Sadece kendimize olan güvenimizi ve zamanımızı kaybederiz. Bunlar da sahip olduğumuz en değerli şeylerdir üstelik. Kayıplar ve mutsuzluk yeni alışkanlıklarımız olur böylece. Hepimiz birer örümcek oluruz. Ama örümcekler kendi ağına yapışmaz. Bizim farkımızsa, kendi ördüğü ağa yapışan ve hareket edemeyen, kendi ağına saplanıp kalan örümcekler olmamız olur böylece. Bile bile örümcek oluruz.

Korona aşısı oldunuz mu, olacak mısınız bilmem; ama bilinçli ya da bilinçsiz olarak sürekli maruz kaldığımız bazı dozlar var. Kendi kendimize büyük dozda önyargı, geçmiş, gelecek ve ego zehri enjekte ediyoruz ya da bunlara dışarıdan maruz kalıyoruz. Halbuki toprak gibi olmamız lazım. Irvin D. Yalom’un dediği gibi, "Toprak ne kadar zengin olursa, orada bir şey yetiştirememen de o kadar affedilmez olur." Aynısı insanlar için de geçerli; insanların potansiyelleri, size duydukları güven, içlerindeki umut ve istekleri için...

Herkes sevilmek istiyor, dünya bunun üzerine kurulu. Şarkılar bunun için söyleniyor, kitaplar bunun için yazılıyor, bunun için para kazanılıyor. Her şeyin amacı biraz daha sevilebilmek…

Izdırabın sebebi sevgi eksikliğinden… Aslında kendimize yeteri kadar değer vermeyişimizden… Başkalarını ve onların fikirlerini önemsediğimiz kadar önemsemiyoruz kendimizi. Sevgi eksikliği hissedişimizin asıl sebebi bu, kendimizi sevmememiz, sevgiyi hep dışarda aramamız…

Güneşli bir günde çektiğim bir deniz fotoğrafına bakıyorum şu anda. Güneş ışınları denizin üzerinde menevişlenmiş, deniz ışıl ışıl. “Aslında tüm cevaplar her an, her yerde.” diye düşünmeme sebep oluyor bu fotoğraf. “Bir gizem yok, saklanmış bir yanıt yok, her şey apaçık.” diyerek bu fotoğraftaki güneş ışınlarının beni şimdi ısıtmasına izin veriyorum. Güneş beni ısıttıkça fark ediyorum ve içimden cümleler akıyor: “Biz bu ışıklarız aynı zamanda, ışığın vurduğu deniziz, ışığı yapan Güneş’iz, fotoğrafı çekeniz, fotoğrafa bakanız, sahilde yürüyen insanlarız, denizin üstünde uçan kuşuz, masmavi gökyüzüyüz, ayrı değil aynıyız, tek değiliz hepimiziz.”

5 Şubat 2021 Cuma

Böyle Gelmiş Böyle Gitmez

Din, dil, ırk, cinsiyet, statü, sınırlar, paradan ve vücudumuzdan ibaret değiliz; biz insanlar olarak bunlar değiliz, hepimiz bundan daha fazlasıyız. Bir an önce bunun farkına varıp birbirimize hayatı yaşanmaz kılmaktan vazgeçmeliyiz. Özümüz, kalbimiz, ruhumuz görüntümüzden daha fazlası; kendimizi beden yanılgısının tuzağından kurtarmalıyız.

Bu dünyada kendiniz gibi düşünmeyen insanları yok sayamazsınız, biz ve onlar diye dışladıklarınıza zulmedemezsiniz. Kimse sizin gibi düşünmek zorunda değil. Kimse sizin gibi yaşamak zorunda değil.

“Böyle gelmiş, böyle gidecek.” diye düşünmek gibi yanlış bir algınız varsa silin onu kafanızdan. Eskilerin önyargılarını, kirini ve pasını zihninizde tutmak zorunda değilsiniz, daha kabullenici ve saygı duyan düşünceleri seçebilirsiniz.

Anlamıyor olabilirsiniz, algılamakta sorun yaşıyor olabilirsiniz; ama sırf siz anlamıyorsunuz diye kimse sizin düşündüğünüz gibi yaşamak zorunda değil! Herkesi farklılıklarıyla kabul etmek zorundasınız! Hem de bütün canlıları. Bu dünya sadece insanların, erkeklerin, zenginlerin, siyasetçilerin dünyası değil! Bu dünya kadınların, çocukların, öğrencilerin, herhangi bir dine inananların, herhangi bir dine inanmayanların, her ülkenin, her çiçeğin, her ağacın, keçinin, ineğin, koyunun, kuşun, senin, benim dünyam! Ve benim dünyamda zulme, eşitsizliğe, adaletsizliğe, dışlamaya, hor görmeye, nefret söylemlerine, hedef göstermeye, ayrımcılığa, baskıya yer yok! Kabul etseniz de, etmeseniz de bu dünya hepimizin ve hepimizin olmaya devam edecek!

Öncelikle dilinizi cinsiyetçi söylemlerinizden bir an önce arındırın! Kadınları savunurken dahi kadınlar üzerinden ettiğiniz küfürler, hor görüp hakaret olarak isimlerini kullandığınız hayvanlar, trafikte küçümsediğiniz kadınlar, parası veya statüsüne bakıp ezmeye çalıştığınız insanlar sizden daha aşağıda değil; ama onlarla eşit de değilsiniz; çünkü bu tavırlarla siz daha aşağılık bir hale geliyorsunuz. Lütfen egonuzdan sıyrılın, size şu ana kadar öğretilenleri en başından itibaren sorgulamaya başlayın. Kutsal olan tek şey yaşam, gerisi sadece bakış açısı!

İnsanlara yapılan her türlü zulüm ve şiddetin son yıllarda artmasını sadece seyredenler veya "Aman bana bir şey olmasın." mantığıyla bunlardan haberi yokmuş gibi davranan ya da kendi çıkarına gömülmekten haberi ve bilgiyi sadece tek bir kaynaktan alıp başka kaynaklara bakmaya cesaret dahi edemediğinden gerçeklerden haberi olmayanlar, tepki göstermeyenler, seslerini çıkarmayanlar, kendi çıkarları uğruna sessizliğe gömülenler, siz de en az o zalimce eylemleri yapanlar kadar suçlusunuz ve aynı zihniyete, aynı gözlere sahipsiniz! Mesela bugün sesinizi çıkarmadığınız bir kadın cinayeti, yarın sizin bir akrabanızın başına gelebilir!

 

Bütün erkeklerin tek adam olmak istedikleri şiddet dolu bu dünyada, bütün erkek egemen toplumlarda, değişimi yine bizler, dünyaya ve yaşama saygı duyanlar sağlayacağız!

Şiddetinizden de, iyi halinizden de, takım elbisenizden de, geleneklerinizden de, zihniyetinizden de, nefretinizden de bıktık!

 

İnsan güçlüdür. İnsanlar birlikte daha güçlüdür. Doğaya ve farklılıklara saygı duyarak yaşayan insanlar en güçlüdür. Bakın doğaya, nasıl hazırlandı ilk bahara yapraklarını döken ağaç, nasıl kurtuldu eskiden, nasıl yeniliyor şimdi kendini görmüyor musunuz? Sen de yenile kendini, ağacın yapraklarını döktüğü gibi kurtul dar bakış açından, herkesi olduğu gibi kabul et, kendini ve dünyayı sınırlı bakış açından kurtar, kendini başka canlardan üstün görme, egonu aş, başkalarının duygularını ve hayatını düşünüp harekete geç. Hadi kendini de, bizi de özgürleştir! Hadi, bir de böyle dene! Kimse sana nereye bakacağını söyleyemez, hadi kaldır kafanı yukarı!

30 Ocak 2021 Cumartesi

Uyanın

Sabahları uykudan uyandığımda gündüz rüyasına mı dalıyorum? Tam olarak ne zaman uyanık durumdayım?

Geceleri gördüğüm rüyalar o kadar gerçek ki, sabah uyanınca başlayan hayatlar o kadar kurgu ki, yaşadığımız hayatların rüya olmadığını düşünmeden edemiyorum.

Yaşadığım kendi rüyamdır umarım, kabuslarım, hayatım ve hayallerim de.

Duygularım benim, ondan eminim. Vücudumla duygularım epey uyumlu hareket ediyor.

Vücudum duygularımı kontrol altına almadan ve dengeyi sağlamadan konuşmamı engellemeye çalışıyor; çünkü ne zaman sinirlensem, hayal kırıklığına uğrasam ya da üzülsem sesim kısılıyor ya da aşırı çatallı çıkarak konuşmamı acı verici hale getiriyor.

Peki duygularımı kontrol edemiyorsam, o duygular yine benim mi oluyor?

Yıllardır bilge insanlar duygu kontrolü konusunda çalışmış, çoğu başarılı olmuş, bir kısmı dengeyi sağlayamamış.

Kibir, hor görme, öfke, üzüntü, küçümseme gibi duygularla karşımdaki kişiye sinirle söylediğim sözler, bakışlarım, o anda çıkan sesim, jestlerim, mimiklerim, bunlar gerçekten ben miyim? Zaman geçtikçe duygularıma daha hâkim, daha anlayışlı, sabırlı ve sakin olmam gerekmez mi? O zaman onca tecrübeye ne gerek var, dengeyi kuramayacaksam yaş almanın ne mantığı kalıyor?

Az önce anlattım, vücudum bile duygularımın kontrolünü kaybedince sesimi kısıp kendime gelmem için beni uyarıyor, dengede kalmak için o da iş birliği yapıyor.

Peki ben gerçekten her bir anımı dolu dolu ve kendimin, düşüncelerimin, hareketlerimin farkında olarak yaşıyor muyum?

Yoksa otomatik pilottaymış gibi ya da bir robot gibi, tadını çıkarmadan ve şuursuzca mı yaşıyorum?

Yaşadığım kendi hayatım mı?

Aldığım kararların hepsi benim mi, emin miyim, gerçekten benim kararlarım mı? Yoksa başkalarının ne diyeceğini önemseyerek veya başkalarını mutlu etmek amacıyla alınmış kararlar mı?

Duygularım benim, ondan eminim demiştim. Ama şimdi sorguluyorum, gerçekten benim mi o duygular da? Kontrolü bende olmayan şeyler nasıl benim olabilir?

Her zaman yaptıklarımın sorumluluğunu alıyorum, başkalarını değil kendimi düzeltmeye çalışıyorum; çünkü kimse değişmeyecek. İnsanlara başkalarını eleştirmek, kendini eleştirmekten daha kolay geliyor, aslında başkalarıyla uğraşmak da kendinden kaçmanın bir çeşidi, sürekli dedikodu yapan insanlar da kendinden kaçıyor. Ben kaçmayı sevmiyorum, ben bir savaşçıyım, “insan” olmayı anlamaya ve kendimi insan olmaya yaklaştırmak için savaşıyorum, bu savaş bazen nefsimle, bazen de egomla; ama asla başkasıyla değil. Herkes hep mükemmel, kusursuz ve kendileri dışındaki herkes kusurlu; bununla uğraşmaktansa kendimi daha sakin hale getirmeye çalışıyorum.

Kendini bilmek önemli olan; bilmek ve farkında olmak değişimin ilk adımı. Bildikçe rüyalar ve gerçekler üzerindeki ayrım da önemini kaybediyor; çünkü önemli olanın kendimi bilmek, duygularımı kontrol edebilmek, dengede ve sakin kalmak olduğunu anlıyorum.

Kendimi bildikçe rüyalarım gerçek, gerçeklerim rüya oluyor.

Kendimi bildikçe gözlerimde perdeyle uyuklayarak dolaşmıyorum;

Çünkü benim amacım Uyanmak!

22 Ocak 2021 Cuma

Öğretmenim Doğa

Sabah gördüm pencereden

Çimenlerin üzerinde bir karga, bir kedi, bir köpek üçgen olacak şekilde duruyordu hiç hareket etmeden,
Birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlardı nefes bile almadan.
Karganın ufak bir kanat çırpışıyla kaçtı köpek.
Kedi kargaya bakıyordu hem meraklı hem ürkek.
Kim oldu sonraki kaçan göremedim uzaktan, köpek geldi pencerenin önüne yavaştan:

"Benim amacım oynamak, yaşadığım andan zevk alıp mutlu olmak." dedi, "İnsanlar böyle değil, sürekli hesap yapıyorlar. Yüzlerine gerçekleri söyleyince kendilerine hakaret edilmiş gibi bozuluyorlar, hâlbuki duydukları şey sadece gerçekler." Anlamayan bir ifadeyle yüzüme bakıp ekledi: "Gerçekleri duymak hoşlarına gitmiyorsa gerçeklerini değiştirsinler."

 

Öğleden sonra önünde kalp olan bir kedi çıktı karşıma; "İlkbahar gelecek." dedi, "Çünkü şu ana kadar gelmediği hiç görülmedi."

Kediyle vedalaşarak yoluma devam ederken bir kuş selamladı beni, "Her şey geçer ve değişir." dedi, "Bak dalına konduğum ağaca, yapraklarını dökmüş ve kupkuru dururken şimdi nasıl da tomurcuklandı." ve ekledi: "Ağaca bakarak hatırla her şeyin nasıl geçici ve kırılgan olduğunu; çünkü ağaç yine dökecek yapraklarını."

Kuşla vedalaşmamın ardından bir portakal ağacı çiçeklerinin kokusuyla sarmaladı beni, "İyice çek beni içine." dedi, "Bütün kâbuslarını, korkularını, kayıplarını, kalp kırıklıklarını, yorgunluğunu, yalnız bırakılmanı, yaşatılan tüm kötü anları unuturcasına çek." Ve hatırla ne demişti Nazım: "Hak haksızlıktan yüce, sevgi nefretten üstün, aydınlık karanlıktan güçlü..."

Portakal ağacıyla vedalaştıktan sonra çiseleyen yağmurun altında Nazım'ın sözleriyle yolumda yürümeye devam ettim:

"Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
bilerek
yürümek...
Yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek..."
Yürekten gülerek ve gözlerimde yaşlarla karşılıyorum seni, hoş geliyorsun nisan.

 

Akşamüstü. 

Hava daha kararmamış. 

Portakal çiçeği kokuları arasında eve doğru gidiyorum uça uça, doğanın öğretmenim olmasına kendimi açmamın hafifliğiyle. 

"Acaba iyi sanıp kendime ağırlık yaptığım başka neler var?" diye soruyorum kendime bir yandan. 

Kendi kendime sırıta sırıta yürüyorum. 

"Bırakmayı bilmek lazım." diyorum içimden, "Hiçbir şeye tutunmamak lazım. 

Bahanelere, geçmişe, kişilere, şeylere, olaylara, mekânlara, zamana... Hiçbir şeye." 

Sonra her zamanki gibi düz yolda yürürken takılıp sendeliyorum; sonunda güle güle, sağ salim eve varıyorum.

 

Akşam kedilerim karşılıyor beni evde. Özellikle bir kitabın yanından dikkatimi çekmek için ayrılmıyorlar. Hemen bakıyorum daha önce okuyup bitirdiğim kitabın altını çizdiğim yerlerine.

Joe Vitale'nin antik Hawai H'oponopono öğretisini, eğer bir sorunu çözmek istiyorsak kendi üzerinizde çalışmamız gerektiğini ve bunun bir affetme, tövbe ve değişim süreci olduğunu anlattığı Sıfır Limit kitabı. Bu süreç için dönüştürücü dört cümleden bahsediyor: "Özür dilerim. Beni Affet. Seni Seviyorum. Teşekkür ederim."

Kedilerime bakıp onlar üzerinden dünyadaki bütün canlılara söylermişim gibi başlıyorum konuşmaya: "Sizi ve kendimi olumsuz etkileyen şeyler yaptıysam sizden ve kendimden özür dilerim. Beni affedin, kendinizi affedin, ben kendimi ve sizi affediyorum. Size, kendime, hayata teşekkür ederim, teşekkür etmeyi ne çok unutuyoruz, nefes alabilmek bile muhteşem bir sebep hâlbuki. Ve sizi seviyorum, kendimi seviyorum, hayatı her şeyiyle seviyorum."

Kedilerim de mutlu bir şekilde mırlayarak yanıma geliyorlar: "Hatırla anne, neydi o sevdiğin söz?"

"Öğrenmek ve yapmamak aslında öğrenmemektir. Bilmek ve yapmamak aslında bilmemektir."

Kucağıma doğru gelirlerken hatırlatıyorlar unuttuklarımı: "Hepimiz biriz anne, birimiz değişirsek hepimizi etkileriz. Hadi anne, bir kez daha bırakalım başkalarını, hepimiz için, kendimizi dönüştürelim."


14 Ocak 2021 Perşembe

Duygu Türbülansı

 Gördüğüm en iyi karikatür hayat, bildiğim en iyi mizahçı Tanrı/Allah/Doğa/İnsan/Kaynak/Enerji (Neye inanıyorsan)…

Bazen senaryoyla, çoğunlukla doğaçlama, oynuyoruz bize biçilenlerden seçtiğimiz oyunumuzu, birer mizah tiplemesi olarak mizahçının karikatüründe. Bazen dram, bazen çok komik, en fazla trajikomik; bazen biz trajikleştiriyoruz, bazen diğer tiplemeler…
Geçmişe dönüp eski sayılarımıza bakıyoruz, eskiden yaptıklarımıza gülüp geçiyoruz, şimdi olsam yapmazdım diyoruz; çoğu zaman da kendimizi gereksizce kahrediyoruz geçmiş için, şimdiki anımızı bu şekilde harcayıp zihnimizde yeni kötü anılar çöplüğü oluşturuyoruz.
Hepimiz birer mizah dergisiyiz; ama ben en çok gelecek sayılarımızı merak ediyorum; çünkü her an bir duygu türbülansındayız, dengede kalabilmeyi kendimize de başkalarına da çok zorlaştırıyoruz.

Kendimizi sürekli başkasına, hayatımıza, kendimize kızarken bulmuyor muyuz?

Tam “Şimdi uyanığım, dengedeyim.” dediğimiz anda kontrolümüz dışında bir şey gerçekleşiyor ve duygularımız yine türbülansa giriyor, fark ediyor musunuz mizahı?

Fark etmezseniz eğer hayat hep yaralı, acı içinde ve mutsuz geçer; olaylara baktığımız yeri değiştirmemiz ve biraz genişletmemiz gerekiyor.

F. Lenoir bilgelikle ilgili yazdığı kitapta mizahın erdemlerinden bahsediyor: “Mizah bana bilgeliğin vazgeçilmez bir unsuru gibi geliyor. Bir taraftan, varmaya çalıştığımız ideal ile yaşadığımız gerçeklik arasındaki -trajik ve dolayısıyla gülünesi- boşluğu doldurmaya imkan verir. Hayıflanıp ağlamaktansa, sınırlarımıza, yaralanabilir taraflarımıza ve eksiklerimize gülmek daha iyidir. Diğer taraftan mizah, bizi daha yolun başında ciddi, kibirli ve kendini beğenmiş bir hale sokabilecek ruhsal yolculuğumuz içinde bizi hafifletir ve daha mütevazi hale getirir.”

Bu yok edici kontrol duygusundan kendimizi çekip kurtarmamız gerekiyor. Başkalarının nasıl düşüneceğini, ne yapacağını, kimlerle görüşeceğini, ne konuşacağını vd. biz belirleyemeyiz. Bizim belirleyeceğimiz ve üzerinde kontrol sahibi olabileceğimiz tek şey kendimiziz; kendi düşüncelerimiz, duygularımız, olaylara vereceğimiz tepki, olaylar karşısında hissedeceklerimiz… Zaten kendi üzerimizde kontrolümüz olmadığı için sürekli başkalarını düşünüp onlarla uğraşıyoruz.

Kendimizi ve başkalarını rahat bırakmayı hak ediyoruz, mutluluğu gerçekten hak ediyoruz. Ama en derinlerde yatan komplekslerimiz ve kendimizi değersiz hissetmemiz yüzünden (kendimizi gerçekten sevmememiz), bu başkalarını kontrol duygumuzu sevgi adı altında maskeliyoruz. Gerçek sevgi kontrol etmeye çalışmaz, hakimiyet kurmaz, özgür bırakır, olduğu gibi sever, değiştirmeye çalışmaz; hangimiz gerçekten seviyoruz? Hangimiz kendimizi gerçekten seviyoruz? Peki hangimiz kendimize karşı dürüstüz?

2021’de yeni bir defter açtık ya hepimiz, ben kendimi zorlamak istiyorum, daha iyi ve her an uyanık (farkında, bilinçli) olmak için. Kendimi yıkık dökük bir ev gibi hissetmek için bir sürü sebep bulabilirim, bir enkaz gibi; ama tercihim bu sene asla böyle hissetmek olmayacak. Onun yerine o enkazın önünde açan çiçekler ve yeşeren tazecik bitkiler gibi hissetmeyi seçeceğim, o enkazı gerekirse yerle bir edip yeniden temellendireceğim ve bunu hep kendimle dalga geçerek, kendimi severek, hayatı her şeyiyle kabul ederek yapacağım.

Bütün hatalar benim, bütün acılar benim, bütün hastalıklar benim, bütün gözyaşları benim ve bunların hepsi muhteşem birer öğretmen, bu öğretmenler bana her seferinde bunlardan daha fazlası olduğumu, hayatın bundan daha fazlası olduğunu öğretiyor. Gördünüz mü? Bu tamamen baktığım yerle ilgili, nasıl hissetmeyi seçtiğimle ilgili. Dramda boğulmayı değil, olanı neşeyle kabul etmeyi seçiyorum. Başıma gelen şeyin beni beslemesine izin veriyorum, beni tüketmesine değil.

Üzerinde kontrol etme gücüm olmayan şeylerin beni yıllarca yıpratmasına izin verdim, sizin de yaptığınız gibi; artık istemiyorum, elimden geleni yapmanın verdiği rahatlıkla kendimi hayata tamamen teslim ediyorum. Sanki hayatım dümdüz bir yoldu, yolun sonunda türlü bahanelerle göz ucuyla bile bakmaya korktuğum bir uçurum vardı ve o uçurum hayattı. Ama şimdi yolun sonundan kendimi o uçuruma büyük bir iç huzuruyla bırakıyorum; hayatın içinde eriyerek, onunla iç içe geçerek, her atom parçasında kaybolarak, her atom parçasında tekrar tekrar doğuyorum.

Bugün aynaya baktığında kendinde beni de görür müsün?

9 Ocak 2021 Cumartesi

Geriye Kalan

 

2020’nin ikinci sezonu gibi başladı 2021.

Değiştik diyoruz, değişeceğiz diyoruz, değişmeliyiz diyoruz; ama sadece konuşuyoruz.

Hiç durmadan konuşuyoruz. Dinlemeden, anlamadan konuşuyoruz.

Belki biraz sussak, kafamızdaki kurbanı sessize alıp kendimize acımayı bıraksak, zihnimizdeki yargıcı sessize alıp kendimizi ve başkalarını yargılamayı bıraksak, belki söylediklerimizi yapabilmek için biraz enerji kalır içimizde.

Ama bunun yerine kendimizi de başkalarını da tüketiyoruz.

Tüketmek uzmanı olduğumuz bir konu, üretme konusundaki başarısızlığımızın aksine.

Hayatımızı öyle bir tüketiyoruz ki, geriye bizden sadece bir tahta parçası kalıyor, o da geçici üstelik (Öldükten sonra mezarlık yapılana kadar mezar başına konulan tahta parçası.).

Anılarını, sevdiklerini, varsa ürettiklerini ve diğer her şeyi bir kenara bıraktığında gözle görülür tek şey bu.

Çok dar bir açıdan bakarsan hayat aslında sadece bu, geriye kalan bu.

Bir isme çok şey sığdıran bir tahta parçası.

Hayatı, kendini, insanları, geleceğini, şimdini, verdiğin anlamları tekrar tekrar gözden geçirmene sebep olan bir tahta parçası.

İnsanların hayatlarının özeti, birer tahta parçası.

Sana göre belki yabancı bir hikâye, tanımadığın kişinin isminin yazdığı bir tahta parçası.

Ve düşün, bir gün kendi yakınlarının ismini üzerinde göreceğin bir tahta parçası.

Ve gözünde canlandır, bir gün kendi isminin de üzerine yazılacağı bir tahta parçası.

Mezarlığa her gidişimizde o sırada ya birileri gömülüyor ya da gömülmüş oluyor; yani her seferinde bir öncekinden daha kalabalıklaşmış oluyor cansız bedenler. 

İnsan kendine ya da yakınına ölümü konduramasa da sanki kendisi ve sevdiği hiç kimse ölmeyecekmiş gibi gelse de gerçek bu: "Her canlı bir gün ölümü tadacak." 

O yüzden ölmeyi beklemeden, geçmişi gömün toprağın altına bir tohum gibi ve bırakın toprak bütün affediciliğiyle filizlendirsin o tohumu bir sürü güzel an'la şimdide.

Doğaya teslim edin kendinizi. Kalbinizi özgür bırakın. 

Gömün toprağa o kocaman egonuzu ve çok bilmişliğinizi kibrinizle beraber ve bırakın toprak onlardan sevgi, huzur, merhamet filizlendirsin tüm şefkatiyle.

Taşımayın yarına sizi strese sokan, üzen, endişelendiren her ne varsa.

Bırakın kibrinizi n'olur.

Affedin kendinizi. Affedin insanları. Sadece affedin.

Sorun kendinize, bu kadar yükü taşımaya değer mi? Hayatı bu kadar zehir etmeye değer mi?

Doğaya teslim edin kendinizi.

Sahile vuran dalgaların sesini dinleyin, cırcır böceklerini ve kuşları da.

İnsanın içini huzurla dolduran ağaçların yeşiline bakın uzun uzun.

Gökyüzüne, bulutlara, yıldızlara, uzayın sonsuzluğuna dalın saatlerce.

Gerçekten değer mi?

Yarın kibrinize maruz kalan birisi o mezarlığı kalabalıklaştıranlardan biri olsa ya da siz mezarlığın yeni üyesi olsanız, gerçekten değmiş olacak mı; yoksa içinizi kocaman bir pişmanlık mı kaplayacak?

Lütfen doğaya teslim edin kendinizi ya da doğadan geriye ne kaldıysa ona.

Bir kediyi izleyin, kendinden emin tavırlarını, hayatının kontrolünü ele alışını izleyin.

Yağmur olun, rüzgar olun, dolu olun, fırtına olun...

Güneş olun, ay olun...

Doğanın ta kendisi olun.

Doğanın ta kendisi...

 

 

30 Aralık 2020 Çarşamba

Yeni Yıl Dilekleri

 

Sağlık sorunları, maddi sıkıntılar, gelecek korkusu, ertelenen hayaller, mutsuz ilişkiler, yarım kalan planlar, mutsuz bir iş hayatı, gerçekleştirilemeyen kariyer planları, verilemeyen kilolar, dertler, sıkıntılar, sahte ve ikiyüzlü insanlardan uzak;

Kendimizi sevdiğimiz, kendimize hak ettiğimiz değeri verdiğimiz, kendimize güvendiğimiz, kendimizi geliştirdiğimiz, kendimizle barışık olduğumuz ve içsel farkındalığımızın çok arttığı;

Hayvanları koruduğumuz, gezegenimize ve çevremize duyarlı, doğayla iç içe, hayvanları yenilen ve sevilen hayvanlar olarak ayırmayıp hepsine aynı özenle yaklaştığımız, doğayı evimizi korur gibi koruduğumuz;

Vücudumuza özen gösterdiğimiz, sağlığımızı koruduğumuz, bol bol su içtiğimiz, vücudumuza çöp tenekesi muamelesi yapmayıp yediklerimize dikkat ettiğimiz, düzenli uyku saatlerimizi ayarladığımız, sporu aksatmadığımız ve bedenimizi sevdiğimiz;

Zamanımızı iyi kullandığımız, kendimiz için nelerin değerli olduğuna karar verdiğimiz, neleri aşmak istediğimizi belirlediğimiz, yarım kalan işleri bitirdiğimiz, ilham alınacak biri olduğumuz, hep doğru zamanda ve doğru yerde olduğumuz, hayallerimizi gerçekleştirdiğimiz, akıp giden zamanının ne kadar kıymetli olduğunuz fark ettiğimiz ve her anı doya doya yaşayıp bir sürü yeni ve güzel anı biriktirdiğimiz;

Anladığımız, affettiğimiz, koruduğumuz, sevdiğimiz, paylaştığımız, yardım ettiğimiz, yüzleştiğimiz, korkmadığımız, saygı duyduğumuz, mutlu ve huzurlu olduğumuz, fırsat verdiğimiz, eskileri ardımızda bıraktığımız, yeniliklere açık olduğumuz;

Elimizde sadece “şimdi” olduğunun her an bilincinde olduğumuz, kalplerimizin her gün artan bir sevgi ve aydınlanmayla ışık saçtığı, daha önceki senelerimizden çok daha iyi, maddi ve manevi bolluk içinde, kahkahalarla ve sevinçle dolu, muhteşem bir yıl diliyorum hepimize.

Sevinç, sevgi, özgürlük, mutluluk, kahkaha. Günün sonunda en büyük başarı aslında bu.

Köpek Gibi

Hadi oyna benimle, unutarak kafandaki her şeyi.

Sev beni, benim seni sevdiğim gibi bağlanarak, bir o kadar da özgürce.

Neşeli ol ve de çocuksu.
Yarını da düşünme, geçmişi unutarak oyna benimle.
Yalnızca oyunumuza yoğunlaş.
Koş benimle özlemini duyduğun aşka koşarcasına.
O aşk sensin,
Kendine koş.
Boğuş benimle, bırak batsın üstün,
Çamur ol, toprak ol, su ol.
Bağır benimle içindeki tüm keşkeleri kusarak,
Rahatla.
Ben sana sadığım,
Sen de kendine sadık ol.
Bir an bile olsa hayatı yapılacaklar listesi olarak görme
Ve koş benimle, geriye bakmadan koş.
Şımart kendini doğanın sevgisiyle.
Bak doğadaki her canlıya, nasıl da hayranlıkla izliyorlar seni.
Gör kendini, bizim seni gördüğümüz gibi gör.
Okşa tüylerimi, havla benimle, ısıt beni sevginle.
Hadi oyna benimle unutarak kafandaki her şeyi.
Sev beni benim sevdiğim gibi bağlanarak, bir o kadar da özgürce.
Sev beni, benim seni sevdiğim gibi, köpek gibi sev.

Kadın Cinayetleri Cinskırımdır!

Çok öfkeliyim, affedemiyorum, resmen cinskırım yaşanıyor, kadınlar var olma ve özgürlük mücadelesi veriyor!

Ama biliyorum,

Daha çok öfke, daha çok öfkeyi doğurur.

Daha çok korku, daha çok korkuyu ve daha çok şiddet, daha çok şiddetti doğurur.

Savaştan, şiddetten ve kavgadan bahsetmek ve uygulamak çok kolayken, asıl zor olan hep insanın kendi içindeki mücadele, denge ve barış olmuştur.

O yüzden hep adalete güveneceğiz ve sonra içimizde affedeceğiz.

Çok zor olacak. Ama başka şekilde huzur bulamayız.

Gelecek nesillere miras olarak daha güzel şeyler bırakmamız lazım.

25 Aralık 2020 Cuma

Yeni Yıla Beş Gün Kala

2020’de çoğumuz sadece hayatta kalmaya çalıştık ve hepimizin temel bir amacı vardı, 2021’e geçebilmek, sanki bir oyunda seviye atlar gibi.

Bu sene çoğu insan sadece hayatta kalma güdüsüyle hareket etmedi, insanlıkta da seviye atladı ya da bazıları gibi insanlıktan çok uzaklaştı.

Kimileri başımıza gelen felaketleri kendini besleyerek fırsata çevirdi, kimileri de bizi insan olduğumuzdan utandırmaya devam etti.

Peki siz hangi tarafta yer aldınız; insanlıkta ilerlediniz mi, gerilediniz mi?

2020'de olmak istediğiniz kişiye yaklaştınız mı, hedeflerinizi gerçekleştirdiniz mi?

2021 için hedeflerinizi belirlediniz mi? Yanınıza neleri alacaksınız yeni yıla girerken ve neleri geride bırakacaksınız?

Son diye bir şey yok, gördünüz mü? Başlangıçlar var sadece. 2021 de yeni bir başlangıç fırsatı.

 

Güzel bir başlangıç için yeni yıla ihtiyacınız yok mu yoksa?

Her sabahı yeni bir başlangıç olarak görenlerden misiniz, yoksa her an yeni bir başlangıç mı sizin için?

Olmak istediğiniz kişi için kaybedecek bir saniyeniz bile yok mu?

Yeni yılda yerinizde mi sayacaksınız, gerileyecek misiniz?

Konfor alanlarınızı yeniden düzenleyip olmak istediğiniz kişiye biraz daha yaklaşacak mısınız?

Başkalarını takip ve taklit edip, başkalarına özenip, başkaları gibi olmaya çalışırken kendinizden yine mi uzaklaşacaksınız? Yeni yılda gerçekten kendiniz olacak mısınız?

2021’de seçimlerimiz ve başlangıçlarımız hep dilediğimiz gibi ilerlesin; kendimiz olarak, hayal kurarak, emek harcayarak, bir taklit olmadan, başkalarının fikirlerini fikir edinerek değil de kendi okuyup araştırdıklarımızla oluşan kendi fikirlerimizle ve kendi cümlelerimizle, ter dökerek...

 

Üretmeden tüketmeye ve bahaneler üretmeye devam mı edeceksiniz?

Yarım kalan her şeyi tamamlayacak mısınız?

Kaygıları, kuruntuları hayatınızdan çıkaracak mısınız?

Daha fazla mücadeleci olup adalet, haklar ve sahip olduğunuz her şeyin kıymetini bilip, hepsini sonuna kadar savunacak mısınız?

Bir erdeme sahip olmanın onu bilmekten değil uygulamaktan geçtiğini daha çok hatırlatırız belki kendimize ve sevdiklerimize yeni senede.

 

Sadelikten yana olacak mısınız?

Önünüze gelen imkanları fark edip gerçekleşmeleri için zorlayacak mısınız, kendiniz ve başkaları için yeni imkanlar yaratacak mısınız?

Hayal kurarak değil, hayallerimiz için çabalayarak onlara ulaşıyoruz, bunun farkına daha çok varırız belki.

 

Kendinizi hırpalamaya devam edecek misiniz, kendinizle barışacak mısınız, kendinizi sevecek misiniz?

Size empoze edilen düşüncelerin ve kullanıldığınızın farkına varıp, kendi istekleriniz için mücadele ettiğinizden emin olacak mısınız?

Esneyecek misiniz az da olsa, yine de hayata ve insanlara karşı kurallar koyarak?

Aynı fikirde olmak zorunda değiliz, birbirimizi farklılıklarımızla ve saygı duyarak kabul edebiliriz.

Hepimiz eşsiziz. Hepimiz kendimize göre özeliz. Hepimiz her zaman her şeyin en iyisini hak ediyoruz. Lütfen 2021’de her zamankinden çok sevelim olur mu? Kalbimizden asla kopmayalım.

 

Yeni sene, güzel bir gündoğumu gibi umutla doğmak için bekliyor aslında son diye bir şeyin olmadığını hatırlatırcasına; belki biz de bu umuttan aldığımız güçle bizi sınırlayan düşüncelerimizden kurtuluruz, yeniyi daha çok kabul ederiz.

 

Bu yılın kazandırdıkları ve kaybettirdikleri, planlayıp da yaptığımız ve yapmadığımız şeyler, kaç gerçekleştirdiğimiz hayalimizin olduğuyla ilgili 2021 planları için güzel zamanlara geldik.

Umutla yaşayan biri olarak diyebilirim ki 2021 şimdiden bana çok güzel görünmeye başladı bile.

 

2021’de ülkemiz hep Atatürk'ün yolunda, laik, çağdaş, bilimsel, uygulamada adaletin herkes için en üst seviyede olduğu, çocukların sadece çocuk olduğu, özgür, bağımsız; hayvanların, kadınların, çocukların her türlü şiddetten uzak mutlu bir şekilde yaşadığı, insanların daha çok okuduğu, daha çok ürettiği, dışarıya bağımlı olmadığımız; gazetecilerin, akademisyenlerin, öğrencilerin, çiftçilerin, sağlık çalışanlarının kısacası herkesin mutlu ve huzurlu olduğu bir ülke olsun.

 

Yeni senede kendimiz ve birbirimiz için en güzeli olsun diye çabalayalım; çünkü hayat bizim keşkelerle mahvettiğimiz ve geçmişte yaşanarak kaybedilmemesi gereken büyük bir şans

 

Karanlığı gömdük 2020'ye, 2021'in hepimiz için aydınlık olması için kalp kalbe, el ele, omuz omuza çabalayalım.

 

2021’de de her zaman olduğu gibi seçimlerimizin sonuçlarını yaşayacağız.

Sonuçları bizi hep mutlu edecek güzel seçimler yapmamız dileğiyle...